Grace Kelly'iyle başlayan 1930ler, 1940lar, 1950lar Hollywood'unun güzel kadınlarına merakım Rita Hayworth, Audrey Hepburn ve Greta Garbo ile devam etti. Yine de gerek hikayesi, gerekse saf güzelliğiyle Grace beni en çok çeken kadın oldu, ne diyim. 1950lerde oyunculuğa başlayan güzel kızımız 1955 yılındaki Cannes Film Festivali'nde Monaco Prensi'yle tanışıyor. E prens boş durur mu, akıllı ve zevkli adam tabi bir de prens üstüne, Grace'ciğimizin kalbini çalıyor. Çift 1956'da evlenince Grace de Monaco Prensesi oluyor ve oyunculuk kariyerinden vazgeçiyor. Kendisinin 6 yıllık oyunculuk yaşamına bir tane de En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını sığdırdığını söylersek yeteneğinin sınırlarını daha iyi anlamış oluruz. Modern külkedimizin Philadelphia'da başlayan hayatı, daha henüz 52 yaşındayken sona eriyor bir trafik kazasında.(Bu çok bilindik prenseslerin trafik kazalarında ölmesi bir tesadüf mü acaba?) Şimdi durup dururken neden bunu anlattım, ben de bilmiyorum. İçimden geldi diyelim. Biraz o bütün yeni dönem oyuncularını bilirken, eskileri hiç anmamamız olabilir mesela. Ya da Oscar yaklaşıyor ya, bir heyecan sardı beni şimdiden, onunla ilgili de bir şey olabilir en nihayetinde.
Bahsi geçen diğer yetenekli ve bence pek güzel kadınların da eminim inanılmaz hikayeleri vardır ama şu an sadece kendilerinin fotoğraflarını anma mahiyetinde buraya koyarak geçiştiricem. Yoksa onları da anlatmaya kalkarsam, bana bir şey kalmaz. Zaten çok bir hareketlilik de yok hayatımda son zamanlarda. 6 Ocak'a kadar sıkıntıdan patlayıp, sınavsızlıktan coşacağım (isn't it ironic, don't you think) bir döneme girmiş bulundum az önce son midterm'ümden de çıkarak. Ama derslerime girmeyi ihmal etmeyeceğim, bu aralar biraz boşlamış da olsam. Hasta oldum zira, hapşurdum, tıskırdım, öksürdüm. Faranjit olmuşum, azıcık da grip. Ama dün pek sevgili Efeciğin pek sevgili annesi bize çorba ve yemek yapmış. Ezgi, Berk ve ben Efe'ye gittik, bir güzel karnımızı doyurduk; bir de üstüne Aşk-ı Memnu izledik. Hayatımda bu kadar yavaş ilerleyip, bu kadar çok izleyeni olan başka ne bir dizi ne de film gördüm. Gerçi tam son dakikasında bombayı patlatıyor ve yine nefessiz izletiyor ama geçen o 2.5-3 saate yazık canım. Ne varsa yine How I Met Your Mother'da var.

En son yazımda Yıldız Kenter'in Kraliçe Lear oyununa gidiceğimden falan bahsetmişim. Çok umutlanmışım falan ama hiç de beklenildiği kadar iyi bir oyun değildi. 80'ini hayli aşmış Yıldız Kenter yien harika, sahnede amuda falan kalkıyor o yaşında ama oyun, çeviri falan kötü olunca, tek başına kendisi toplamaya yetmiyor. İzleyenler arasında Hande Ataizi falan vardı, onu gördük. Hakkaten pek güzel kadın, evet biraz estetik ameliyatı harikası ama olmuş yani, becermişler.
Son zamanlarda en çok döne dolaşa dinlediğim şarkı; Travis'in One Night'ı. Bir şarkı dinledikçe bu kadar güzelleşebilir mi yahu. Ekşi'de harika bir entry var bu şarkı üzerine. Onunla bitireyim bari bu yazımı, zira baş ağrısı canımı sıkmaya başladı..
"Sahi, ne demiştim? "bu hüzünlü konuşmanın ardından şimdi bitebilir her şey." (içten içe bitmemesini dileyerek) "böylece kızgınlıklar, kinler ve hırslar bitirmemiş olacak. hüzünlü bir vedayı hak ettik, sanıyorum.
O ne demişti? "eskisi gibi olur mu bilmiyorum ama hadi bana travis'den bir şarkı armağan et. kalmasın böylelikle hiçbir dargınlık. bu kadar basit olmalı zaten. bir şarkı ile unutulabilmeli bazı şeyler gerektiğinde"
one night demiştim hiç düşünmeden. her şeyin düzeleceğine inanmak istiyordum. renklerimden vazgeçmeye dahi hazırdım.
evet, dostluğumuz zarar görmüştü ama yeni bir gün başlamıştı bile.
one night demiştim hiç düşünmeden. her şeyin düzeleceğine inanmak istiyordum. renklerimden vazgeçmeye dahi hazırdım.
evet, dostluğumuz zarar görmüştü ama yeni bir gün başlamıştı bile.
but the damage's done
the new day's begun
yeni başlangıçlar eskileriyle harmanlanırken fonda eşlik etmek üzere yapılmış bir şarkı. kesinlikle öyle."
the new day's begun
yeni başlangıçlar eskileriyle harmanlanırken fonda eşlik etmek üzere yapılmış bir şarkı. kesinlikle öyle."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
birileri bir şeyler mi demiş?