
O gün her şey saf bir kızın (bkz. ben) "Sosyoloji bölümünün bahçesinde ne var? Kapısı da açık, girsek ya içeri.." demesiyle başlamıştı. Sosyoloji bahçesinden Tevfik Fikret'in "sırça köşkü"ne, oradan da Aşiyan Mezarlığı'na nasıl ulaşılması kaderin bize bir çeşit oyunuydu. Tuğçe, Işıl, Çağla, Halef, Ercan, Murat ve Serkan'la birlikte Boğaziçi'nin ve Aşiyan'ın zorlu yollarından geçtik, nice mezarın üstüne bastık, nice kayaların üstüne çıktık. Bütün açlığa, susuzluğa ve yorgunluğa rağmen hayatımdaki en eğlenceli mezarlık gezisiydi ve çok güzel "şeyler" gördük.
Mezar görme sevdası nerden geldi tam olarak hatırlamıyorum şimdi; ama ilk gördüğümüz mezar sevgili Tevfik Fikret'inkiydi. Evinin başucunda, muhtemelen Boğaz'ın en güzel göründüğü yerlerden birinde, usul usul yatıyor kendisi. Tevfik Fikret'in evinden alışık olmadığımız yollardan çıkmaya çalışırken bir anda kendimizi Kale Kapısı yolunda bulduk. Serkan'ın "Bakın bakın Edip Cansever'in mezarı!" demesiyle gözlerimiz Aşiyan'a çevrildi. Birden hangi ünlülerin Aşiyan'da yattıklarını düşünürken aslında hepimizin mezarları görmek için delicesine bir arzu içinde olduğunu fark ettik ve içeri daldık. Orhan Veli, Özdemir Asaf, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi, Attila İlhan, Tezer Özlü, Natuk Birkan, Aptullah Kuran gibi bir çok ismin mezarını gördük. Her gördüğümüz "tanıdık" mezarı, kendilerini sokakta görmüşüz heyecanı yarattı bizde. Hiçbir mezarlık gezisi de bu kadar tuhaf olamazdı heralde. Kimse mezarlık gezisi yapmaz zaten..Bu arada en çok Attila İlhan'ın mezarını beğendik sanırım, zira direk Boğaz'ın karşısında. "zaman" kavramı delisi Ahmet Hamdi'nin mezarının başında yazan iki mısrası pek anlamlıydı bir mezartaşı yazısı için: Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında. Edip Cansever'in mezartaşındaki ters karanfilse bir o kadar etkileyiciydi.
Aşiyan'dan bir şekilde kurtulabildiğimizde karşımıza çıkan Hisar'ı görüp, onun da içine girme heveslerimiz, gördüğümüz yerden girişin olmadığını fark edince suya düşse de, baya güzel manzaralı bir yer bulduk. Biraz yüksekte olduğu için ve yükseklik korkum had safhalarda olduğu için manzaranın tamamına vakıf olamasam da çok güzel olduğunu yüzlerdeki ifadelerden çıkardım.
En sonunda daha fazla atraksiyon yaşamadan okula, normal hayata, derslere falan döndük. Bugün de bütün derslerime girerek kendi rekorumu kırdım: Bir hafta içindeki bütün derslere, hepsine ama hepsine girme rekoru. Sanırım bundan sonra da böyle gidicek, zira pek sevdim dersleri. İyiymiş bölümüm yahu.
Az önce mavicik eteğiyle gelen Gizeme bulog yazdığımı söyleyince, kendisinin şu an Mat201 sınavı için ders çalıştığını burda belirtmemi rica etti. Kırar mıyım yahu Gizem'i? Gizem şimdi ders çalışıyor, birazdan da sınava gidicek. O halde herkeslere başarılar sınavda!
Bu akşam da Orkun, Nuri, Damla ve Gizemle birlikte Yıldız Kenter'in Kraliçe Lear oyununa gidicez. Yorumlar falan gayet iyiymiş, bir de kendi gözlerimizle görmek lazım. Bir daha izlemek lazım Yıldız Kenter'i ve onun bu yaşında bile bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve inanılmaz sahne performansını. Sabırsızlanmaktayım bir kez daha.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
birileri bir şeyler mi demiş?