2 Aralık 2009 Çarşamba

bu akşam ne yapıyoruz??



Bu bayram tatilinde kendimle ilgili pek önemli bir şeyin farkına vardım: oldukça "muhafazakar" bir insanım. O muhafazakarın tırnak içinde yazılmanın en önemli sebebi bizim bildiğimiz anlamda kullanılmıyor olması cümlemin içinde. Bir nevi conservatistim aslında. Değişikliklerden pek haz etmiyorum, ha illa ki bir şeyler değişecekse yavaş yavaş olsun istiyorum. Mesela bakınız; 2 aydır pek alıştığım odamdan, yurdumdan, okulumdan, İstanbul'dan koparılıp İzmir'e gitmek zorunda kalmak, hele bu yolculuğun uçak gibi hızlı ve devrimsel nitelik taşıyan bir araçla olması benim psikolojimi fena halde bozmuştu. Ha İzmir'i sevmediğim falan düşünülmesin burdan, zira pek
seviyorum. Pek de özlemişim. Yaklaşık 6 senedir, yani liseden beri, bağımın kopmadığı bir çok güzel insandan bir kısmıyla buluştum Alsancak'ta. Kordon'da falan takıldık gün batarken, harika bir İzmir gününde. Her yer çok güzeldi. Ama burda önemli olan İzmir İstanbul olayı falan değil, önemli olan benim hayattaki ani değişikliklerden haz etmemem. Yoksa bir kere İzmir'e gittikten sonra oraya da hemencecik alışıyorum. Sorun oraya kadar gitmemde. Bu biraz da şeye benziyor; duşa ya da denize girmeye delicesine üşenip, bir kere girdikten sonra da hiç çıkmak istememek. Amaan öyle bir şey işte, nerden aklıma geldiyse şimdi.

Alsancak'ta kopamadığım arkadaşlarımla buluştum derken gayet ciddiydim. Bakın kanıtları. Hem de üşenmedim gecenin bir saati cağnım Cem'in kafasını şişirerek zorla elde ettim bunları. Ama kendisinin bilgisayarındaki bir takım sorunlar nedeniyle şimdilik bunlarla yetinmem gerektiği buyruldu. Koskoca Ekonomi Üniversitesi Tarih Kulübü Başkanı'na karşı çıkmak olmaz. Ayrıyetten büyük çabası için teşekkür etmeden de olmaz! Merci beaucoup Cem!

Pek çok özlediğim Filizciğimi ve Sertanımı da o gün gördüm toplu buluşma vesilesiyle pek güzel oldu. Arkadaşlık pek güzel şey yahu. Hele böyle cümbür cemaat bir araya gelince daha da eğlenceli oluyor. Hele hele eğer bir arkadaşınız köpek tarafından saçma ve trajikomik bir şekilde ısırıldıysa daha da eğlenceli oluyor. Geçmiş olsun Filiiz! Umut ve Buse falan da vardı ama zaten Buse'yi İstanbul'da çokça gördüğüm, Umut'u da ne kadar özlediğimi defalarca kendisine söylediğim için burdan tekrar onların adını anmama gerek yok diye düşünürken bir de baktım ki anmışım. Ekin vardı bir de, Burak, Eyüpcan falan vardı..Ankara tayfasından da Beril ve Selim vardı. Daha da çok olabilirdik aslında, olması gereken bir sürü insan vardı. Ama hayat şartları işte..(?)


Bugün Damlamın ve Didemciğin sınavlarının bitmesi sebebiyle bir şeyler yapalım dedik. Ama çok uzun bir süre ne yapacağımıza karar verememizden mütevellit bu yazımın da başlığı olan "Bu akşam ne yapıyoruz?" sorusu yüzlerce defa soruldu. En sonunda da birlikte yemek yiyip, sonrasında da Damla'yı bütün kurtlarını dökmek üzere Taksim'e, Didemle beni de kafa dinlemek için Starbucks'a yollama kararı aldık. Başarılı kararlardı zira. Ekin'in de sonrasında bize katılımı, sudoku çözememesiyle falan gecemizi noktaladık. Artık bütün derslerime hatta hızımı alıp PSlere bile girdiğim için erken yoruluyorum vesselam.

Dudaklarım çatlıyor! Çok kötü bir şey bu. Kızardılar, şişicekler falan. Saçma sapan bir durum. Gerçi kırmızı olması bir nebze iyi, ama acıyor da şerefsiz. Neyse artık bekleyip göreceğiz sonuçlarını. Uçuk çıkmasından iyidir..

Murathan Mungan okumamız gerekiyordu türkçe dersi için. Üç Aynalı Kırk Oda. Bir ders için kitap okuma gerekliliğine olan tepkim yüzünden bütün kitabı okumadım. Okuduğum kısmınaysa hayran kalmadım değil. Bir yer vardı ki; baya etkiledi beni:

Bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır, insan o ifadeyi her şeyden çok daha fazla özler. O yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan, hatta ondan nefret ettikten sonra bile, o ifadeyi özler. Bir andır o, ama bütün zamanlara siner.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birileri bir şeyler mi demiş?